Ana Sayfa Tarihçe Aileler Kültür Cemilbeyden Cemilbeylilerden Cemilbeyli Güreşçiler Portreler İlanlar

Bizans Paraları Bize Yazın Haberleşme Adresleri Konuk Defteri

 

PORTRELER:
Bir Çanakkale Şehidi (Zekeriya Oğlu Haşim Hicri:1314-1334, Miladi:1897-1917)
Erol Atalay
Hayriye Öğretmen
Keklik İbrahim
Küçük Salih (Salih Oğuz)
Kadir Çavuş
Küçük Mahmut
 
 

Bu bölümde yer almasını istediğiniz ve hakkında yeteri bilgiye sahip olduğunuz insanları lütfen bildirin buraya ekleyelim.

 

 

 

Bir Çanakkale Şehidi :(Zekeriya Oğlu Haşim Hicri:1314-1334, Miladi:1897-1917)

Birinci Dünya Savaşı ile Kurtuluş savaşı sırasında her evden eminim ki bir vey birkaç şehit verilmiştir.

Nogay'lerin hanesine de iki şehit düştü bunlardan birisi Salih Hocanın Üvey kardeşi (baba bir anne ayrı), İbrahim oğlu Zekeriya Efendinin ikinci hanımından olan dört çocuğundan ikincisi ve bu hanımından ilk erkek çocuğu, diğeri ise Salih Hocanın ilk çocuğu ve oğlu Hamdi'dir (bu konuların detayı için Aileler kısmından Nogaylar sülalesine bakınız.)

20 Nisan 2003'te Cemilbey Nahiyesinde yapılan toplantı öncesi köyün yaşlıları ve hastalarını evlerinde ziyaret ederken, Yemizağların evinde Yaşar Dayı (Yaşar Aras) bize hoş bir süpriz yaptı ve Haşim dedenin bir asker arkadaşı ile birlikte çektirdiği bir fotografı elimize tutuşturdu. Resmin orjinali Yaşar Dayının evinde (Yaşar Aras) digital makinayla çekilmiş bir örneği de bende (Recep Atalay) ama henüz bu sitede yayına koymadım. Belli olmaz dünya hali resimdeki diğer askerin yakınları birgün bu resmin bir örneğide biazde var derlerse hem kim olduğunu öğreniriz hemde akibetleriyle ilgili daha detay bilgi elde ederiz. Aynı resimden üretilmiş ve Haşim dedenin tek olarak resmi yanda görülmektedir.

Bu resmin İstanbul veya Çanakkalede çekilmiş olması muhtemel ve 1915 yılında çekilmiş.Haşim dedenin resimdeki duruşuna (esas duruş) bakılırsa belirli bir süre eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Resmin arkasınada Çanakkale Şehitleri notu düşülmüş. Ama bu notların daha sonra yazıldığı ve askere gönderilenler içinde köyde bıraktıklarının sağlıklı haber alamadıkları da dikkate alınırsa Çanakkale Savaşına katılması çok büyük ihtimal ama orada mı şehit oldu yoksa başka cephedemi bu çok belirgin değil. Çünki dedemin (İbrahim Atalay) anlattıklarında; Haşim Dedenin Muşta bir Ermeni köyü yakınlarında ve Ermeniler tarafından Şehit edildiği anlaşılmaktadır (1917) demekki 1915 yılında Çanakkale harbine katıldıktan sonra Ermeni isyanları üzerine daha sonra doğu cephesine gönderilmiş.ve orada şehit olmuş.

Resmin arka yüzünde bir kaç not var onlar sırasıyla Muhtemelen arapça yazılı Hicri:1331 tarihi ya haşim dede veya fotoğrafçı tarafından yazıldı. Daha sonra Miladi:1915 tarihide resmin arkasında iki ayrı yere yazılmış.

 

Resmin arkasında en üst sağ köşeye osmanlıca not düşülmüş en son kelimenin Haşim olduğu belli ama diğer kelimeleri ben okuyamadım. (Notu yazanın kimliği belli değil çekildiği yerde de yazılmış olabilir daha sonra Haşim dede şehit olduktan sonra da yazılmış olabilir)

Üçüncü not Gene resimde arka sağ alt köşeye düşülmüş
(Başa Dön)
Haşim dedenin vesikalık resmide yüz hatları daha belirgin olarak görülsün deyi aynı resimden üretilmiştir.Resmin orjinalinde Haşim dedenin yanındaki rütbelinin kim olduğu konusunda Yaşar dayı'da emin değil ama oda muhtemelen Çorum'lu ve Yakın köylerden birinden.

Mahmut ATALAY

İnternetten elde ettiğim Mahmut Atalay'a has güreş oyunları

Mahmut Atalay'ın kendi ağzında kısa özgeçmişi;

Ben Mahmut Atalay, 1934 yılında Corum merkez ilçeye bağlı Cemilbey Nahiyesinde (ÇORAK KÖYÜ)Dünya ya geldim.

Her köy çocuğu gibi bende Karakucak Güreşiyle güreşe başladım. Asker olduktan sonra harp okulunda Güreş antramanlarına başlayarak yavaş yavaş sesimi duyurmaya başladım. 1959 yılında Türkiye şampiyonu olduktan sonra Milli Takıma girdim. 1959 yılında Beyrut'taki Akdeniz Olimpiyatlarına katıldım. İlk şampiyonluğum burada Akdeniz olimpiyatlarında oldu. 1961 senesinde Tokyo'da yapılan dünya şampiyonasında 4. oldum 1962 senesinde İstanbulda yapılan balkan şampiyonasında şampiyon oldum. 1963 senesinde Bulgaristan Sofya'da yapılan Dünya şampiyonasında 3. oldum. Yine aynı sene İtalya Napoli'de Akdeniz Olimpiyatları şampiyonu oldum. 1964 senesinda Tokyo'daki olimpiyatlarda üçüncü oldum. 1965 senesinde İngilterede Manchester' de 2. oldum Yine 1965 yılında Bulgaristan Yanbolu'da Balkan şampiyonu oldum. 1966 senesinde Almanya Kalsruhe'de yenilmeden Avrupa ikincisi oldum. Aynısene Amerika'da Ohaio Eyaleti Toledo şehrinde Dünya şampiyonu oldum. 1967 senesinde Hindistan Yeni Delhi'de Dünya şampiyonasında Dünya dördüncüsü oldum. Yine aynı sene İstanbul'da yapılan Avrupa Şampiyonasında yenilmeden ikinci oldum. 1968 senesinde Meksika'da Meksico City'de Olimpiyat Şampiyonu oldum.

150'nin üzerinde milli maç yaptım. 15 defa Türkiye Şampiyonu oldum.1968 senesinden sonra faal güreş hayatımı noktaladım. Daha sonraki yıllarda teknik direktörlük Federasyon Asbaşkanlığı ve bir süre vekaleten federasyon başkanlığı yaptım. Milli takım sorumlusu olarak 16 yıl Antrenörlük yaptım.

İlk güreş antrenörüm Çorum Bölgesinden Adil Candemir idi Milli Takıma girdikten sonra Rahmetli Yaşar Doğu oldu antrenörlüğüne doyamadığım hocalarımdan biridir. Daha sonra Celal Atik, Nasuh Akar ve Halit Balamir antrönörlüklerimi yapmıştır. Harp okulunda çalışırken Binbaşı Şeref Tunca kondisyon çalışmalarında en büyük katkısı olan hocalarımdan birisidir. Onun sayesinde Harp Okulu talebeleriyle beraber çalıştım (asker olmama rağmen) ve harpokulu öğrencileriyle aynı başarıyı gösterttiğim için zamanın Harp Okulu Komutanı Halil Güney Paşa'dan takdir plaketi aldım.

Şimdiki güreşçi kardeşlerime tavsiyem; Sporun displinine uygun olarak çalıştıkları ve Şampiyon olacaklarına inandıkları anda başarılı olacakları kesindir.

Hepsine başarılar diliyorum.

Mahmut ATALAY
15 Şubat 2003

(Başa Dön)

matalay.jpg
 
26.08.2001 tarihli Zaman Gazetesi Bölge Bölge Türkiye Başlığıyla İç Anadolu Bölgesi Habeleri kısmından

Aspava'nın bilinmeyen tarihi

ANKARA Ankara'nın dört bir yanında yaklaşık 100 adet Aspava lokantası var. Peki Aspava'nın anlamını, nasıl doğduğunu ve tescilli isim sahibinin dünya ve olimpiyat şampiyonu ünlü güreşçimiz Mahmut Atalay olduğunu biliyor muydunuz?

Ankara'nın hemen hemen bütün semtlerinde birer Aspava Pide ve Kebap Salonu bulunur. Birbirleriyle herhangi bir bağlantısı bulunmayan Aspava'ların asıl isim babası ise ünlü güreşçimiz Mahmut Atalay.

Kebapçılığı en az güreş kadar sevdiğini söyleyen Atalay, Aspava'nın 'Allah, sağlık, para, afiyet versin. Amin' sözcüklerinin başharflerinden oluştuğunu belirtiyor.

Mahmut Atalay 1964 yılında Ulus Hükümet Caddesi Tarhana Sokak 1 numarada 'Aspava Şöhretler Pide Kebap Salonu' adıyla lokantasını açarken birgün bu kadar ünleneceğini hiç düşünmediğini söylüyor.

Aspava'nın gerçek sahibi

Hala aynı yerde ve aynı ismiyle faaliyetini sürdüren Atalay, lokantasının 37 yıllık geçmişinde Ankara'nın değişik semtlerine yine Aspava ismiyle başka lokantalar da açar. Şubelerini açtıktan bir kaç ay sonra yanında yetişen ustalara devreden Mahmut Atalay'ın ve Aspava'nın giderek yükselen şöhreti böyle başlar. Ancak Aspava ismi daha sonraları başkaları tarafından da kullanılmaya başlanır.

Ankara'da Aspava isminde 100'e yakın lokanta bulunduğunu söyleyen Atalay, Aspava isminin yasal olarak kendi adına tescilli olduğunu ancak, bu ismi kullanan diğerleri hakkında herhangi bir yasal işlem yaptırmadığını ve yaptırmayı da düşünmediğini söylüyor.

Şampiyon olmadan memleketine gitmedi

Çorum'un Cemilbey Nahiyesi'nde 1934 yılında dünyaya gelen Mahmut Atalay, her köy çocuğu gibi güreşe büyük bir ilgi duyar ve karakucak güreşlerine katılır. Askere gidince profesyonel olarak güreş hayatına başlayan Atalay ilk önemli derecesini 1959 yılında Türkiye Şampiyonu olarak alır ve milli takıma girer.

Yine aynı yıl Beyrut Akdeniz Oyunları'nda ilk uluslararası şampiyonluğunu kazananan Atalay 1965'de İngiltere'de yapılan Dünya Güreş Şampiyonası'nda ikinci gelir.

Ancak ikinciliği gururuna yediremeyen Atalay gümüş madalyayı yere atarak memleketi Çorum'a dünya şampiyonu olmadan gitmeyeceğine söz verir.

Dünya ve Olimpiyat şampiyonu

Bir yıl sonra Amerika'da yapılan Dünya Şampiyonası'nda altın madalyayı kazanarak memleketine dünya şampiyonu olarak dönen Mahmut Atalay, güreş yaşamında kazandığı sayısız başarıları 1968 Meksika Olimpiyatları'nda olimpiyat şampiyonu olarak taçlandırır.

1968 yılında faal güreş hayatını noktalayan Mahmut Atalay yine de güreşten kopamaz ve sonraki yıllarda federasyon asbaşkanlığı, teknik direktörlük ve milli takım sorumluluğu yaparak genç güreşçilerin yetiştirilmesine katkıda bulunur.

'Bu kan Türk milleti için akıyor'

Güreşe yeni başladığı dönemlerde toz çamur içinde bir çift çorap için güreşen Atalay, Amerika'nın aylık 2 bin 500 dolar maaş ve güreş başına 100 dolarlık teklifini AyYıldızlı formanın dışında başka bir ülke için güreşemeyeceğini ifade ederek kabul etmez.

Şampiyon güreşçi Mahmut Atalay Türkiye'ye olan bağlılığını ve güreş sevgisini şu anısıyla dile getiriyor: "1966 yılında Amerika'da yapılan Dünya Güreş Şampiyonası'nda Sovyet rakibimle final müsabakasındaydık. Galip durumdayken rakibimin kasti olmayan bir hareketiyle dişim kırıldı. Kan kaybetmem nedeniyle doktor güreşe devam edemeyeceğimi söyledi. Ben de doktora 'bu kan akıyorsa Türk milleti için akıyor' dedim ve kendi isteğimle güreşe devam ettiğimi belirten bir kağıt imzalayarak mindere tekrar çıktım ve şampiyon oldum."

Hem güreşte hem de iş hayatında sayısız başarılara imza atan Mahmut Atalay gençlere hangi alanda olursa olsun o işin disiplinine uyarak çalıştıkları zaman mutlaka başarılı olacaklarını öğütlüyor. (Necip Çakır )

 
 

Hayriye Öğretmen;

Hayriye öğretmen, 1943 yılında Cemilbey Nahiyesine nahiye müdürü olarak atanan Hasip beyin eşidir. Yaklaşık bir yıl süre ile köyde ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Eşinin talihsiz bir şekilde ihbar edilmesi sonucu da köyden ayrılmıştır.

Hayriye öğretmenin asıl mesleğinini öğretmenlik olup olmadığı kesin belli değildir ama o günün şartlarında hatta bügünün şartlarında bile öğretmenlik yapabilcek yeteneklere sahiptir.

Köyde nahiye müdürlüğü binasının (Hükümet Konağı) üst katında yaşayan Hayriye öğretmenin Hüsnü isminde bir oğlu vardır (2-3 yaşlarında). Köyde kaldığı süre içerisinde eşi ve cocuğundan başka, Yıldız isminde genç bekar bir kız kardeşi ve Annesi de yanlarındadır.

İstanbulda yetişen, o günün şartlarına göre çok modern ve güzel giyinen Hayriye öğretmen, öğrencileriyle kzı erkek ayırımı yapmadan çok iyi anlaşan hepsini evladı gibi seven gerçek bir hanımefendidir. Öğrencilere faydalı olabilceğini düşündüğü ve kendi bildiği herşeyi öğrencilerine öğretmiştir. Bunlardan bazıları o dönemde tuz olarak kaya tuzu kullanan insanlara öğrencileri vasıtasıyla rafine tuz yapmayı öğretmiş bizzat onlarla birlikte büyük kazanlarda kaynattığı kaya tuzlarını damıtarak elde ettiği kar beyazı rafine tuzu birer ikişer kilogramlık torbalar halinde öğrencileri vasıtasıyla köylülere dağıtmıştır. Gene aynı şekilde rengarenk yumaklar halinde getirdiği iplerle kız erkek öğrenci ayırımı yapmadan hepsine nakış yapmayı, ilik açmayı düğme dikmeyi örgü örmeyi öğretmiş. Erkek öğrenciler onun sayesinde hiç kimseye ihtiyaç duymadan kendi düğmelerini kendileri dikmişler kendi yırtıklarını kendileri yamamışlardır. Sabahtan akşama kadar örülen örgüleri tekrar söküp yumak yaparak ve yeniden ördürerek herkesin öğrenmesini sağlamıştır.

Hayriye öğretmen, havaların güzel olduğu günlerde (Türk filimlerinde olduğu gibi) öğrencileri kırlara çıkartarak ders yapar. Elinde birlikte taşıdığı küçük şezlonguna (tahtadan katlanabilir kumaş kaplı sandalye) oturur. Kemanınıyla öğrencilere okul şarkıları ve İstanbul şarkıları çalar. Öğrencilerde büyük bir hayranlıkla öğretmenlerini dinlerler.

Hayriye öğretmen aynı zamanda pilottur ve Sabiha Gökçen'nin arkadaşlarından biridir.

Hayriye Öğretmen, o dönemlerde köylüler tarafından bilinmeyen İstanbul işi bazı sütlü tatlılar yapar. Öğrencilerini evine davet ederek ikram eder nasıl yapıldıklarını öğretir. Bu tatlılardan bazıları revani, kazandibi, teltel (pişmaniye)v.b.,. Hayriye öğretmen aslında köyden kendi küçük çoçuğuna içirecek süt bulmakta da zorlanır. Çünki köylü; sütü satmayı, ayıp sayar. İkram olsun diye de kocaman taslarla süt gönderir. . Hayriye öğretmen ise parasını vermeden süt almak istemez. Sonuçta hergün az miktarda taze süt bulmak problem olur.

Köylülerin yaşantılarını ve davranışlarınıda merak eden Hayriye öğretmen bazen aralarına katılır onların birlikte oturarak ovayı seyrettikleri Dambaşılarında (üzeri düz toprak çatılı bina) sohbetlerine katılır. Hayvanların akşam köye dönüşünü ve köyde evlere dağılışını seyreder. Karanlık gecelerde ateş böceklerini mehtaplı gecelerde ise ayın doğoşunu birlikte seyreder.

Hayriye öğretmenin eşi Hasip bey; Nahiye Müdürü olarak çiddi, halkın arasına fazla katılmayan, ama herkesin çekinerek ve saygı duyarak yaklaştığı birisidir. Her zaman, elinde bir bastonla ve sadece eşiyle birlikte gezer. Köyden arkadaş olduğu kimse yoktur. (Hasip bey köyden ayrıldıktan sonra tahsiline devam ederek Hukuk fakültesi okur. Uzun süre hakimlik ve avukatlık yapmıştır.)

Tertemiz ve canlı kıyafetlerle ve o zaman köylü tarafından hiç bilinmeyen lastik çizmelerle ve bastonlu eşinin refakatinde Hükümet Konağında bulunan evinden ilk okula gelen Hayriye öğretmen okul girişinde lastik çizmelerini çıkartır. Deri sandeletlerini giyer. Aynı şekilde öğleden sonra okul dağılırken de, okul hademesi tarafından yıkanmış pırıl pırıl lastik çizmelerini giyer gene eşinin refakatinde evine döner. Bazı günler eşiyle birlikte Çorum yolunda Sacayak Boğazına kadar yürür. İşte bu yürüyüşleri ve kıyafetleriyle dikkat çeken çift köylülerden bazılarının vehmiyle veya dönemin şartlarıyla casus olarak ihbar edilirler. Bu tür yürüyüşlerde mağaralardan ve kuytu yerlerden Hasip beyin bastonu içerisinden çıkarttığı alıcı verici cihazları kullanarak Rusya'ya mesaj gönderdiğine inanırlar.

Aslında belki sürgün olarak ve istemeden geldikleri bu köyden talihsiz bir ihbarla gene buruk bir şekilde ayrılan bu aileyi ve özellikle de Hayriye öğretmeni arkasından onları hiç bir zaman unutmayacak bir grup öğrencisi sessizce göz yaşı dökerek uğurlamıştir.

Not:Hayriye öğretmenle ilgili bu bölümü öğrencilerinden birisi olan Güldane Atalay'dan dinleyerek buraya aktardım. (Recep ATALAY)

(Başa Dön)

 

 

benimkoyum@cemilbey.liyiz.biz

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın